Tarih, tekerrürden ibarettir derler; özellikle de ders alınmadığında.
Tarikatların geçmişine dönüp baktığımızda, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan süreçte bu yapıların devlet mekanizmasına nasıl sızdığını ve en nihayetinde devletin temellerine nasıl zarar verdiğini net bir şekilde görürüz. Osmanlı'yı uçuruma sürükleyen bu kontrolsüz güç odakları, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte hak ettikleri hukuki tokatla yüzleşti. TBMM, radikal bir kararla Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu çıkararak bu karanlık yapıları kapattı ve kararı anayasal güvence altına aldı.
Meseleyi tarihsel tarihlere boğup uzatmak niyetinde değilim. Ancak o gün bu karara karşı "Din elden gidiyor!" naraları atan zihniyetin tortuları, ne yazık ki bugün bile toplumun belirli bir kesimi tarafından hararetle dillendirilmeye devam ediyor.
Peki, küllerinden doğan bu yapılar yakın tarihte neden ve nasıl bu kadar güçlendi?
Sorunun cevabı, 1950 yılındaki o meşhur Marshall Yardımları'nda ve o dönemin siyasi basiretsizliğinde gizli. Bu yardımlarla birlikte Türkiye, kuruluş felsefesinden büyük bir sapma yaşadı. Cumhuriyet’in aydınlanma felsefesine temelden dinamit koyan bu yapılar, "dernek" veya "vakıf" adı altında yeniden palazlanmaya başladı. Bu ölümcül tavizi kim mi verdi? Yardımları ganimet gören dönemin iktidarı, meclisteki köy ağaları ve tarikata göbekten bağlı milletvekilleri...
Bugün farklı maskelerle, süslü isimlerle karşımıza çıkan bu örgütleri televizyon ekranlarında, haber manşetlerinde sıkça izliyoruz. Dün FETÖ yapılanmasıydı, bugün ise Süleymancılar cemaati gündemde. Şu an hükümetle aralarında menfaat çatışması olduğu için operasyonlarla, tasfiyelerle anılıyorlar. Fakat kendimize şu dürüst soruyu sormamız gerekiyor: Türkiye’deki tehlike sadece bu iki örgütten mi ibaret? Tabii ki hayır. Saymakla bitiremeyeceğimiz, her köşe başını tutmuş irili ufaklı onlarca yapı mevcut.
Din adına para toplayıp kendilerine lüks içinde birer saltanat düzeni kuran bu yapıların asıl derdi, sanıldığı gibi siyasi bir parti kurup iktidar olmak değildir. Onların asıl mahareti, iktidarda kim olursa olsun onu kendi çıkarları için bir aparat gibi kullanmaktır. Dün AK Parti’ye yanaşanlerin, bugün CHP’ye göz kırpması, yarın İYİ Parti’nin kapısını çalması onlar için hiçbir ahlaki sorun teşkil etmez. Bukalemun gibi renk değiştirirler. Burada asıl sorgulanması gereken, bizim desteklediğimiz siyasi partilerin bu yapılara karşı neden hâlâ net ve tavizsiz bir duruş sergileyemediğidir.
Gözümüzü uzaklara dikmeye gerek yok; kendi kapımızın önüne, Ünye’ye ve çevre ilçelere bakalım. Ünye’nin en gözde, en değerli mülkleri bugün "öğrenci yurdu" adı altında bu yapılar tarafından işgal edilmiş durumda değil mi? İlküvez gibi küçücük bir mahallede, devasa bir yurdun ne işi, ne mantığı olabilir? Bu örnekleri ülkenin her ilçesi için katlayarak artırabiliriz.
Şu günlerde Süleymancılar örgütü üzerinden dönen tartışmaları izlerken, çevremde bu yapıya sempatizanlık yapan insanları düşünüyorum. İçlerinde esnafı da var, sıradan vatandaşı da... Kendileriyle yaptığım özel sohbetlerde, bu yapının tepesindekilerin nasıl alçakça bir sömürü düzeni kurduğunu anlattığımda bana güceniyor, yüzlerini asıyorlar. Bu dostlara, amacın din değil, din ticareti üzerinden bir saltanat kurmak olduğunu söylediğimde aldığım savunma hep aynı: "Ama Allah rızası için genç nesil yetiştiriyorlar, üstelik devlette memur olmaları için çocuklara öncelik sağlıyorlar."
Ben de onlara soruyorum: Bir aile olarak senin, kendi evinde ahlakla, sevgiyle yetiştiremediğin evladını, elin kapısındaki adamlar ne amaçla yetiştirecek? Bunların derdi kutsal değerler değil; para devşirmek ve devletin kılcal damarlarını kontrol etmektir!
Günün sonunda vardığımız netice ortadadır. Mesele, tamamen siyasetin bu yapılara açtığı alandır. Eğer siyaset kurumu, Atatürk’ün vizyonuyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’na hak ettiği bağımsız desteği verir ve onu cemaatlerin arka bahçesi olmaktan tamamen korursa, bu yapılar her geçen yıl zayıflar ve taban bulamaz hale gelir.
Peki, bu yapılar tamamen yok olur mu? Asırlardır din üzerinden beslenen bu "tapınak ruhçuları" var oldukça, bu virüsü tamamen temizlemek oldukça zor. Ancak güçlü bir devlet iradesiyle onları etkisiz kılmak bizim elimizdedir.
Haftaya görüşmek üzere.
Kutsal salınız Aydınlık olsun..!