Siyasetçiye şantaj yapan şahsın tutuklanması, yalnızca bir adli vaka değildir; aynı zamanda medya adına utanç verici bir tablodur.
Kıymetli okurlarım, daha önce de defalarca yazdım: Ulusal medya kirlendi, yerel medya ise çamura saplanıyor. Bugün yaşananlar, ne yazık ki bu tespitin somut bir örneğidir.
Yerel medyada son yıllarda yaşanan dönüşüm, mesleki bilgi ve ahlaktan çok “tanınırlık” ve “isim yapma” hevesiyle sektöre giren yeni sahipler ve onların kontrolsüz tercihleriyle şekilleniyor. Bu isimlerin bir kısmı, sektörü tanımadan girdikleri bu alanda gayri ahlaki yöntemlere göz yumuyor, hatta bazen bu yöntemlerden beslenen bir düzeni sessizce destekliyor. Daha acısı ise, bu ahlaksızlıktan memnun olan bir kesimin varlığıdır.
Bugün alkışlayanlar, yarın aynı yöntemlerle hedef alındıklarında yaşayacakları öfkeyi şimdiden not etsinler.
Gelelim meseleye…
Şantaj kavramı artık yalnızca ulusal ya da uluslararası yayın kuruluşlarının karanlık dosyalarında değil. Yerelde de yıllardır kulağımıza gelen, “para vermezsen aleyhine haber yaparım” tehditleri ne yazık ki sıradanlaştı. Ordu’da, “Falanca yayın kuruluşu benden para istedi, vermedim; o yüzden hakkımda olumsuz haber yapıyorlar” söylemlerini ilk kez duymuyoruz.
Ancak bu kez olay daha ileri gitti.
Bir siyasetçi, yurt dışı numaradan yapılan telefon aramalarıyla hedef alındı. Arayan şahıs, elinde özel görüntüler olduğunu iddia ederek, “Para vermezsen senin için iyi olmaz” tehdidinde bulundu. İstenen miktar yüklü bir meblağdı.
Başlangıçta olay ciddiye alınmadı; bir şaka ya da ciddiyetsiz bir girişim olarak değerlendirildi. Ancak aramaların devam etmesi, tehdidin dozunun artması ve ısrarcı tavır, olayın vahametini ortaya koydu. Bunun üzerine siyasetçi durumu birlikte çalıştığı başkana iletti.
Başkanın yönlendirmesiyle konu savcılığa taşındı ve adli süreç başlatıldı.
Savcılığın yürüttüğü titiz tahkikat sırasında, şantajın yalnızca siyasetçiyle sınırlı kalmadığı ortaya çıktı. Bu kez başkan da dolaylı olarak hedef alındı. Başkanın tanıdığı bir kişi Başkanı arayarak, “Birlikte çalıştığın kişiye dikkat et” uyarısı yapıldı. Ardından Siyasetçi tekrar başkana ulaştık uyarısı yaparak telefonla arandı: “Bu işi çöz, yoksa devamı gelir.”
Savcılık, tüm bu görüşmeleri, telefon kayıtlarını ve delilleri tek tek inceledi. Yapılan soruşturma sonucunda, şantajı gerçekleştiren şahsın Ünye’de faaliyet gösteren bir medya kuruluşunda çalıştığı tespit edildi. Bu ayrıntı, olayın seyrini tamamen değiştirdi.
Ünye’de bir medya kuruluşunda çalışan ve benim de tanıdığım S.O. adlı şahıs gözaltına alındı. Savcılıkta verdiği ifadede, olayın M.B. Ç adlı bir kişi tarafından planlandığını ve kendisinin yönlendirilerek bu işe dahil edildiğini itiraf etti. Bu beyanın ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Soruşturma derinleştirildi. Suç ortaklarından birinin Ordu’da bir kamu kuruluşunda memur olarak çalıştığı öğrenildi. Söz konusu şahsın da gözaltına alındı savcılığa çıkarılması bekleniyor.
Bu tablo, basın camiası adına acıdır.
Tutuklanan kişi bir yayın kuruluşunun sahibi ya da yöneticisi olmayabilir. Ancak o kurumda çalışan bir kişinin bile bu tür suçlarla anılması, “Falanca medya kuruluşunda çalışan” ifadesiyle birlikte tüm kurumu zan altında bırakmaktadır.
Asıl zarar burada başlıyor.
Bu camiada dürüstçe, namusuyla mesleğini yapan gazeteciler varken; karanlık odaklar tarafından desteklenen, kişisel menfaat uğruna medya kimliğini kullananlar, tüm sektöre ağır bir algı yükü bindirmektedir. Yerelde yaşanması belki “normalleştirilmeye” çalışılıyor ama zorluklarla ayakta kalmaya çalışan basın kuruluşları için bu olaylar yıkıcıdır.
Ve burada özellikle bir noktayı vurgulamak istiyorum:
Bu olayda, ilgili kişinin çalıştığı basın kurumunun bilgisi olmayabilir. Ancak bu, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Medya kuruluşları, bünyelerinde çalıştırdıkları kişileri çok daha özenle seçmek zorundadır. Aksi hâlde bedeli yalnızca adliye koridorlarında değil, kamu vicdanında da ağır olur.
Gelecekte ne mi olacak?
Bugün bu tür kişilere ve bu karanlık yöntemlere destek verenler, yarın aynı bataklığın içinde debelendiklerinde gerçeği çok geç fark edecekler. Medya bataklığı, ona destek olanları da sonunda içine çeker.
Soruşturma savcısına teşekkür ederim
Bu vesileyle, kısa sürede titiz bir çalışma yürüterek olayı aydınlatan Cumhuriyet Savcılığına, basın camiası adına teşekkür etmek gerekir. Hukukun hızlı ve kararlı refleksi, bu tür karanlık girişimlere verilecek en net cevaptır.
Bir başka yazıda buluşmak üzere.